Neler Öğrendik?


Tüm insanlarda ortak olan bir özellik var. Adım atmak, konuşmak, yazı yazmak, sayıları ezberlemek, utanmak, tiksinmek… Fark ettiyseniz tüm bunları öğrenerek yaparız; ve tüm insanlıkta ortak, belki de tek, bir özelliktir. Peki nedir bu öğrenmenin detayı? Nasıl öğreniriz? Neleri öğreniriz? Ne zaman öğreniriz? Tüm öğrendiklerimiz kalıcı mıdır? Doğuştan genetik yapımız ile mi öğreniriz yoksa sonradan mı öğreniriz? Öğrenme her zaman olumlu mudur, olumsuz mu? gibi gibi pek çok soru kafamızı karıştırabilir. Öğrenmenin detayına inecek olursak belki kafamızdaki şemayı biraz daha rahatlatabiliriz.

Öğrenme için bir formal eğitim gerekmemektedir. Öğrenme her an her yerde olabilen bir davranıştır. Öğrenme mutlaka bir davranış değişikliği ile olur; olumlu ya da olumsuz olması fark etmez.


Peki refleks ve içgüdülerimiz de birer öğrenme midir?

Refleks, içgüdü gibi davranışlar doğuştan gelir, bu yüzden bizimle hep var olan birer davranıştır. Tıpkı nefes almak, yutkunmak, öksürmek ve hapşırmak gibi. Ya da öğrenme sadece büyüme ile oluşan davranışlardır diyemeyiz. Mesela boyumuzun uzaması, aklımızın ermesi gibi.


Peki o zaman nedir bu öğrenme?

Dilinize limon değdirdiniz mi hiç? İster istemez ağzınızın sulandığını hissedersiniz. İşte bu doğuştan gelen bir davranıştır, öğrenme değildir.

Ya da diline limon değen birini gördünüz mü? Hayatımız içinde mutlaka bu davranışa denk gelmişizdir; peki limonu görünce ne oluyor? Ya da limon kelimesini duyunca? Ağzınızın sulandığını şu anda da hissediyor gibiyim. Daha limon kelimesini duyar duymaz ağzınız sulanıyorsa bu davranışı sonradan öğrenmişsiniz demektir.


Davranışları öğrenmek için alt yapı gerekli midir?

Davranışları, yani öğrenme sürecini doğrudan ya da dolaylı etkileyen bazı faktörler vardır.

Türe özgü hazıroluş; biyolojik yapımızın elverişliliği öğrenmelerimizi etkileyen yegane şeydir. Ne demek oluyor şimdi bu? Bir muhabbet kuşuna ‘Merhaba’ demeyi öğretebilirsiniz; ama bir kanaryaya bunu öğretemezsiniz, çünkü biyolojik kodunda bu yeterlilik yoktur. Yani biyolojik yapımız el vermediği sürece bir davranışı öğrenemeyiz.

Olgunlaşarak; bir davranışı yapabilmek için fiziksel ve zihinsel yeterliliğe gelebiliriz. Buna yaş ve zeka gelişimi olarak da bakabiliriz. Örneğin, 1 yaşındaki çocuğa tuvalet eğitimi veremezsiniz çünkü henüz bu olgunluğa gelmemiştir. Ya da 3 yaşındaki çocuğa yazı yazmayı öğretemezsiniz çünkü ince motor kasları henüz gelişmemiştir.

Kitaplarda denk geldiğimiz ‘genel uyarılmışlık düzeyi’ ne ola ki şimdi? Bunu çevreden gelen uyarıcıları alma düzeyi olarak tanımlarsak, öğrenme için olgunlaşma ile beraber en önemli yere sahip ögelerden biridir. Genel uyarılmışlık düzeyi (ve hatta kaygı) belli bir düzeye kadar öğrenmeyi olumlu etkilerken sonrasında olumsuz etkilemektedir.

Benim düşünceme göre en önemlilerden biri de ‘güdülenme’ süreci. Güdülerimizin kaynağı ihtiyaçtır. İhtiyaç bizi davranışa iten güçtür. Psikolojik olarak da güdülerimizin dereceleri vardır:

  • Birincil güdüler; fizyolojik ihtiyaçlarımız olan açlık, susuzluk, cinsellik gibi dürtülerle ilişkilidir.

  • İkincil güdüler; fizyolojik ihtiyaçlarımız dışındaki başarı, takdir edilme gibi ihtiyaçlarla ilgilidir.

  • İçsel güdüler; güdünün kaynağı bireyin kendisidir. Tüm birincil güdüler, kendine dikkat etme, kendini gerçekleştirme, başarma arzusu gibi ihtiyaçları kapsamaktadır. Dışsal güdüye göre etkisi daha fazladır. Bizi motive eden şeylerin başında gelir.

  • Dışsal Güdüler: İçinde yaşadığımız çevrenin etkisiyle bizi davranışa iten güçtür. Kendini kabul ettirme , beğendirme gibi ihtiyaçları ön plana çıkmaktadır.

Eski yaşantıların öğrenme üzerindeki etkisini tahmin etmek daha kolay olsa gerek diye düşünüyorum. Önceki öğrenmelerimiz bugünkü öğrenmelerimizi etkilemektedir. Buna öğrenmenin aktarılması denebilir.

* Eski öğrenmelerimizin bugünkü davranışlarımızı kolaylaştırmasına olumlu aktarım denilmektedir. Bisiklet kullanmayı bilen birinin, motosiklet kullanmayı daha rahat öğrenmesi gibi.

  • Eski öğrenmelerimizin bugünkü öğrenmelerimizi zorlaştırmasına ise olumsuz aktarma denir. Bisiklet kullanmayı önce bayır aşağı inerken öğrenirsek, bayır çıkarken zorlanırız.

  • Bazen de önceki öğrenmelerimiz yeni öğrenmeyi unutturabilir, buna da ileriye ket vurma deriz. Yeni telefon hattı alan birinin, numarası sorulduğunda bir önceki telefon numarasını vermesi gibi örnekleyebiliriz.

* Ama bazen de yeni öğrenmelerimiz eski öğrendiklerimizi unutturur, buna ise geriye ket vurma denir. Yani yeni telefon hattı alan birinin, eski numarası sorulduğunda hatırlayamaması ya da unutması

Peki dikkat bu sürecin neresinde? Dikkat, zihnin belli bir uyarıcıya yönelmesidir. ihtiyaçlardan kaynaklıysa istemli dikkat; çevredeki bir uyarıcı etkisiyle oluşuyorsa istemsiz dikkat olarak karşımıza çıkar.

*Karnı aç olan biri dışarıda gezerken ilk olarak lokantaları görür, buna istemli dikkat; ders çalışan bir çocuk dışardan gelen bir kavga sesine odaklanır ise istemsiz dikkattir.


Kısaca öğrenme üzerine çalışan kuramcıların düşüncelerine değinecek olursak;

Davranışçı kuramcılar öğrenmeyi çevrenin etkisiyle olduğunu söylemişlerdir. Bu kuramcılara göre öğrenme dışsal süreçler ile yani çevresel koşullar ile şekillenmektedir. Yani zihin boş bir levhadır ve işlenmeye hazırdır. Bu işlemeyi de ancak çevre yardımıyla yapılabilir.

Bilişsel kuramcılar ise öğrenmenin içsel ve bireysel faktörler ile olabileceğini savunur, sadece gözlenebilen davranışların öğrenme olduğunu söyleyenlere tepkililerdir. Öğrenmenin çevreden gelen uyarıcıların var olan benzer yaşantılarla ilişkilendirildiğini ve bunların yeni anlamlar yüklenerek şekillendiğini savunur.


Tüm bu açıklamalardan sonra öğrenme ile ilgili ne öğrendik?

1. Öğrenmelerimiz genellikle bir yaşantı sonrası gerçekleşir.

2. Biyolojik yatkınlık ve olgunlaşma olmadan ne öğrenmeye çalışırsak çalışalım, istersek ağzımızla kuş tutmaya çalışalım, bunu başarmak gerçekten de zor, imkansız, olacaktır.

3. İhtiyaçlarımız bizi biz yapan ve bizi öğrenmeye iten en önemli şeydir. Bu doğrultuda ihtiyaçlarımız bizi güdüler, algımızı şekillendirir ve dikkatimizi çeker. İhtiyacımız olmayan bir şeyi öğrenmeye çabalamayız.

4. Kuramcıların fikirleri birbirleri ile çatışmaktadır. Bazıları çevreden öğrenmenin önemine vurgu yaparken bazıları bireyselliğe vurgu yapmaktadır. Bu açılardan bakıldığı zaman ana mantıkta ikiye ayrılan bu kuramların her birinin söylediğinde doğru olan şeyler vardır. Ama biri tamamen doğrudur diyebilmek, bizi felsefeye sürükleyen bir yolda doğrunun varlığı ve yokluğu arasında tartışmaya iter :)








9 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör